# Mavi Gözlü Dev'e

> Bir insanın ardında bırakabileceği en zarif miras; büyüttüğü bir çocuk, yeşerttiği bir umut ve dokunduğu hayatların hafızasıdır. Aramızdan ayrılışının birinci yılında; bana doğruyu, sevgiyi ve karşılıksız fedakârlığı bir hayat felsefesi olarak aşılayan rehberime, dostuma ve kıymetli hocama yürekten bir teşekkür.

**Yazar:** Beyza Öztaşkın  
**Yayın:** 17 Ağustos 2026  
**Kategori:** Mektup  
**Kaynak:** https://11punto.com/mektup/mavi-gozlu-deve

---
1 yıl önce tam da bugün her aradığımda açan, her yazdığımda cevap veren, her ihtiyacım olduğunda yanı başımda beliren, dünyanın en şanslı kız çocuğuymuşum gibi hissettiren o adamın bu dünyadan göçtüğünü öğrendim. Hem de çok uzaktayken, hem de son bir kez "Günaydın çocuklar!" mesajını göremeden, son bir kez sarılamadan. Biliyorum ki olduğu yerde kızılcık ağaçları var. Bir yerlerde mavi kazağıyla sade sodasını içiyor, 15 tane çayın hesabını ödüyor. Telefonları hiç susmuyor, her yanından geçene selam veriyor. Dikişini güzel yapan doktorlara çiçek gönderiyor, sadece adını bildiği çocuklara kitap hediye ediyor. "Bir ihtiyacın var mı?" diyor; en çok ona ihtiyaç duyduğumuzu bilmeden. Ona bir mektup yazdım; mührü sonsuza dek açık kalacak bir mektup:

Merhaba hocam,

Sözlerime nasıl başlasam bilemiyorum, tarif etmesi de epey güç. Size mektup yazarsam daha özel hissederiz diye düşündüm. Hakkınızda o kadar çok hikâye var ki onların arasından sıyrılmamız lazım. Bazen bir mektup kâğıda sığmaz, kelimeler de insanın içindeki o koca boşluğu doldurmaya yetmez ama yine de anlatmak istiyorum. Ben sizi duyamasam da bir yerlerden beni duyduğunuzu biliyorum.

Zaman zaman bana en yakınımdan daha yakın olmanıza rağmen hâlâ "siz" hitabını kullanıyorum. Çünkü size duyduğum saygının ve sevginin haddi hesabı yok. Siz gittiğinizden beri sanki dünya daha kötü bir yer olmaya başladı ya da siz "iyi" sözcüğünün kelime anlamıydınız. Sizi tanıyan herkesin bu sözüme katılacağından kendimden daha çok eminim. Sizi bir kere bile gören herkesin hakkınızda en az bir tane yüz gülümseten anısı olduğuna da yine çok eminim.

12 sene önce hayatıma girdiğinizde daha küçücük bir çocuktum. Kendi çemberinde dolaşan hayalleri, hedefleri olan, görece çalışkan ama kafasında sonsuz sayıda soru işareti barındıran ve her yeni şaşkınlığında merakı katlanarak artan bir kız çocuğuydum. Derneğin kapısından girdiğim gibi beni heyecanla tanımaya çalıştığınızı hatırlıyorum; hemşehri sayılırdık. Çok kısa sürede benim arkadaşım oldunuz. Uzun bir süre "En yakın arkadaşın kim?" sorusuna sizin adınızı verdim. O yaşlarıma dair her şeyden çok pazar günleri gelip sizden aldığım dersleri, hoş sohbetinizi, kıymeti tarif edilemez nasihatlerinizi hatırlıyorum; koskoca haftanın sadece 1-2 saati olmasına rağmen. Ayağınızı kırdığınız zaman bile derse gelip şaka yapmaya, dersi kaynatanları azarlamaya ve büyük bir ciddiyetle mitoz bölünme anlatmaya devam etmiştiniz. Hem de hiçbir çıkarınız olmadan, sadece kalpten istediğiniz için, sadece gelişime ve iyiliğe odaklandığınız için.

Sadece fen öğretmiyordunuz, biliyorum. Sizi ilk kez tanıyanlar edebiyat öğretmeni sanıyor, bense size hayat bilgisi öğretmeni diyorum. Hayata dair en somut bilgileri sizden edindim. Yürekten bir şekilde "Siz diyorsanız doğrudur," cümlesini kurabildiğim bir tek siz vardınız. Aldığım her sorumlulukta, edindiğim her tecrübede, her yeni başarıda sizin desteğiniz var; fiziksel veya zihinsel. 

İnsan, rol modelini kaybedince kimi örnek alacağını şaşırıyor. Bir sorunla karşı karşıya kaldığımda artık size danışamayacak olmanın ne demek olduğunu bilseydiniz, yaşamak için direndiğinizin bir o kadarı daha direnirdiniz. Bazen bir konu hakkında fikrinizi sormak, yeni öğrendiğim bir şeyi heyecanla anlatmak için elim gayriihtiyari telefona gidiyor; sonrası müthiş bir üzüntü. Ama bana bıraktığınız en büyük miras, hayata ve kendime inanma gücü oldu. Sonrasında hızlıca toparlanmaya çalışıp gerçekleri kabullenmem gerektiğini hatırlıyorum.

Bana sadece formülleri değil; insan kalabilmeyi, bir başkasının derdiyle dertlenebilmeyi, karşılık beklemeden el uzatabilmenin asaletini öğrettiniz. Hayatın karmaşasında ne zaman yolumu kaybetsem "Hocam olsa ne yapardı?" diye sormak benim pusulam oldu. İzlerinizi takip ederek büyümeye, sizin gurur duyacağınız o kadın olmaya devam ediyorum. İmzaladığınız ve kitaplığımın koskoca bir bölümünü oluşturan tüm kitapları okumaya devam ediyorum. Size dair her şeye sıkı sıkıya sarılıyorum. Bana öğrettiğiniz tüm değerlere, tüm düşüncelere, tüm inançlara, var olup olabilecek her türlü sevgiye... Sayenizde aşka inanıyorum, sayenizde iyiliğe ve umuda inanıyorum, sayenizde inanmaya inanıyorum. "Sayenizde" demekten bıkmayacağım.

Sizi herkese tanıtmak, iyiliklerinizi dilden dile aktarmak istiyorum. Sizin adınız her daim bir yerlerde yaşasın istiyorum. Bugün ne zaman doğru olanı yapmaya çalışsam, ne zaman birine yardım etsem arkamda hep sizin bakışınızı hissediyorum. Bana bir öğretmenden, bir rehberden çok daha fazlası oldunuz. Yokluğunuz büyük bir boşluk ama varlığınızla hayatıma kattıklarınız o boşluktan çok daha güçlü. İsminizi, ilkelerinizi ve bana kattığınız her bir değeri hayatımın her anında yaşatmaya devam edeceğim. Emeğiniz de sevginiz de bende sapasağlam duruyor.

Gittiğiniz yerdeki kızılcık ağaçlarının gölgesinde huzurla dinlenin. Ne zaman kırmızı bir yağmurluk görsem, ne zaman bir çocuk elinde bir kitapla gülümsese bilirim ki sizin eliniz değmiştir. İyi ki hayatıma dokundunuz. Sizi çok özledim; sonsuz bir sevgi ve minnetle...

"İlerleyen aydınlığın içindeyim

Ellerim iştahlı, dünya güzel.

Gözlerim doyamıyor ağaçlara

Ağaçlar öyle ümitli, öyle yeşil.

Güneşli bir yol gidiyor dutlukların arkasından

Mapushane revirinde penceredeyim.

Duymuyorum ilaçların kokusunu,

Bir yerlerde karanfiller açmış olacak.

İşte böyle Laz İsmail,

mesele esir düşmekte değil,

teslim olmamakta bütün mesele!"

Nazım HİKMET - 1948

---

11punto — Bağımsız editoryal yayın
